Yavuz Sultan Selim ve Dönemi

On soruda 

Yavuz Sultan Selim

           ve dönemi

 Sayfa resimleri aynı başlıkla: http://onsoruda.blogspot.com

25 Nisan 1512'de Yavuz Sultan Selim, babasını devirerek tahtı ele geçirir. Böylesine bir taht değişikliği, Osmanlı tarihinde ilk ve son kez yaşanmaktadır. Ancak bu dönem daha birçok “ilk”e sahne olacak ve Yavuz, Avrupa'nın en güçlü imparatorluğunu Kanuni'ye hazırlayacaktır. 

Erhan Afyoncu - Popüler TARİH/ Nisan 2002 Sayı : 20  

1 - Yavuz tahta nasıl çıktı?

2 - Yavuz neden kardeşlerinin üzerine yürüdü?

3 - İran Seferi neden yapıldı?

4 - Anadolu'da Türkmen katliamı oldu mu?

5 - Mısır ve Suriye nasıl fethedildi?

6 - Dulkadirli Beyliği'nin önemi nedir?

7 - Yavuz Halifeliği devraldı mı?

8 - Yavuz'un hangi sadrazamı sağ kaldı?

9 - Yavuz Sultan Selim nasıl öldü?

10 - Kanuni'ye nasıl bir miras bıraktı?

 Sayfa resimleri aynı başlıkla: http://onsoruda.blogspot.com

1 - Yavuz tahta nasıl çıktı?

II. Bayezid'in 8 oğlu vardı ve bunların 5'i     hükümdarın sağlığında ölmüşlerdi. Os­manlı kaynakları bu şehza­delerin sadece  öldüğünü belirtip nasıl öldükleri konusunda bir bilgi ver­mezler.  16. Yüzyıl'da Türkçe'den Almanca'ya çevrilmiş ve daha sonra bazı ilaveler yapılmış olan bir Osmanlı tarihinde, bu konuda ilginç bilgiler bulun­maktadır. 'Haniwaldanus Anonimi' olarak bilinen bu tarihin bugün özgün Türkçesi mevcut değildir. Bu yapıta göre nikris hastalığı nedeniy­le hareket kabiliyetini kaybe­den II. Bayezid'in otoritesi sarsılmaya başlamıştı. Şehza­de Mahmud, Mehmed ve Şehinşah babalarına karşı is­yan etmişler ve bu yüzden padişah tarafından öldürül­müşlerdi.

Bu bilgi, başka kaynaklar­da yer almamaktadır. Ancak sultanın hastalığı ve yaşlılığı nedeniyle saltanatının son yıl­larında, şehzade Selim'in is­yanından önce, bir huzur­suzluk olduğunu ortaya koymaktadır.

Babasının ölümü ha­linde İstanbul'a bir an ev­vel gelerek tahtı ele geçirme şansına sahip olmak isteyen şehzade Selim, Rumeli'de bir sancak istemişse de bu isteği kabul edilmemişti.

Topkapı Sarayı Müzesi'nde yer alan bir madalyonda, Yavuz Sultan Selim (sağ üstte). Yavuz Sultan Selim Han adına 1516'da bastırılan akçenin ön ve arka yüzü (sağda).

Sayfa resimleri aynı başlıkla: http://onsoruda.blogspot.com

Ancak padişah, şehzade Ahmed'i yerine geçirip kendisi de saltanattan çekilmek isti­yordu. Yeniçeriler ise bu du­rumu kabul etmemişler, II. Bayezid'in sağlığında başkası­nı padişah olarak istememiş­lerdi.

Bu gelişmeler üzerine ha­rekete geçen Selim, Çorlu ya­kınlarında Karışdıran ovasın­da babasının karşısına çıktıy­sa da yapılan muharebeyi kaybetti. Şehzadeler arasında taht mücadelesi daha da şid­detlendi; ama saltanatın ki­min olacağı, ar­tık padişahın de­ğil askerin elin­deydi.

Selim tekrar Ru­meli'ye geldiğinde, askerler tarafından İs­tanbul'a davet edildi. 25 Ni­san 1512'de Selim, yeniçeri ve sipahilerle birlikte Saray'ın önüne geldi. Gürültülere dışa­rı çıkan padişah, askerin yeri­ni oğluna bırakmasını isteme­si üzerine tahtan çekilip Se-lim'in padişahlığını kabul etti.

Tahttan çekildikten son­ra, Dimetoka'ya gitmek iste­yen II. Bayezid 26 Mayıs'ta yolda öldü. Yavuz'un, baba­sını zehirlettiği ihtimali ol­dukça kuvvetlidir. Şehabettin Tekindağ, yaptığı araştırma­da, II. Bayezid'in zehirlenerek öldürüldüğü sonucuna var­mıştır. Yavuz'un babasını de­virerek tahtı ele geçirmesi, bu tür bir taht değişikliğinin Os­manlı tarihindeki ilk ve son örneğidir.

 2 - Yavuz neden kardeşlerinin üzerine yürüdü?

Selim'in Ahmed ve Korkud adlarında iki kardeşi ve ayrıca daha ön­ce ölmüş kardeşlerinin oğulla­rı olan 6 yeğeni vardı. Şehzade Ahmed'in de 5 oğlu bulunu­yordu. II. Bayezid, oğlu Selim lehine tahttan çekilirken kar­deşlerine dokunmaması için ondan söz almıştı. Ahmed, Amasya'da, Korkud ise Mani­sa'da valiliklerine devam ede­ceklerdi. Ancak ne Yavuz gibi haşin tabiatlı bir hükümdar kardeşleri sağ iken tahtta hu­zur içerisinde oturabilir ne de tahta geçmesine ramak kal­mışken yeniçerilerin ayaklanmasıyla hükümdarlığı kaybetmiş olan şehzade Ahmed pa­dişahlık iddiasından vazgeçe­bilirdi.

Şehzade Ahmed, Anado­lu'da ve devlet adamları ara­sında taraftarının fazla oldu­ğunu düşünerek tahtı ele ge­çirmek üzere harekete geçti. Oğlu Alaeddin Bursa'yı işgal etti. Yavuz, bu gelişme üzeri­ne oğlu Süleyman'ı İstan­bul'da bırakarak 70 bin kişi­lik bir ordu ile şehzade Ah­med'in üzerine yürüdü. Ya­vuz'un kuvvetleri karşısında tutunamayacağını gören şeh­zade Ahmed, Malatya tarafı­na kaçtı.

Bu sırada Yavuz, kendi oğlundan başka hiçbir şehza­deyi sağ bırakmamaya karar vermişti. İlk olarak kardeşleri Alemşah, Şehinşah ve Mahmud'un oğullarını öldürttü. Şehzade Korkud ise Mani­sa'dan kaçtı; ama Bergama ci­varında yakalanıp öldürüldü. Şehzade Ahmed'in idamıyla da Yavuz en büyük rakibini ortadan kaldırdı.

Max Fmchtermann kartpostalları dizisinden (Koçbank Yayınları) bir Yavuz Sultan Selim: Mısır'ın fethi (üstte). Yavuz Sultan Selim'in Viyana Tarih Müzesi'nde yer alan kılıcı (sol üstte). Yavuz'un tuğrası (altta).

Hünername'den iki minyatür: Yavuz, Nil kıyısında bir timsahı ikiye bölüyor (üstte). Yavuz'un İran Seferi'nden dönüşü (sağ altta).

Sayfa resimleri aynı başlıkla: http://onsoruda.blogspot.com

 Ahmed'in hayatta kalan iki oğlundan Murad İran'a, Kasım ise Mısır'a kaçmıştı. Mısır'ın fethi sırasında ele ge­çirilen Kasım öldürüldü, İran'da sancakbeyliği yapan Murad'ın sonu ise bilinme­mektedir.

 3 - İran Seferi neden yapıldı?

Yavuz döneminde Safevilerle yapılan müca­dele, tarih kitaplarında genellikle Osmanlı-İran müca­deleleri ve mezhep çatışması biçiminde   ele   alındığından olay tam olarak anlaşılamamaktadır. Bu dönemde İran'da kurulmuş olan devlet, bir Türk devletidir. Üstelik bu devleti kuranlar Anadolu'dan kalkıp İran'a gitmiş olan Türkmenlerdir. Sivas, Tokat, Maraş, An­talya gibi bölgelerden kal­karak şeyhlerinin yanın­da mücadele vermiş olan Anadolu Türk­menleri, sonunda Şah İsmail ile Akkoyunlu Devleti'ni   yıkarak Safevi    Devleti'ni kurmayı başarmış­lardı.

Ancak Ana­dolu'daki Türk­menlerin tamamı değil bir kısmı İran'a gitmişti. Aşiretlerin bir kıs­mı Safevi hizme­tinde iken geri ka­lanı Osmanlı top­rakları üzerinde yaşıyorlardı. Ama bunlar da Şah İs­mail'e taraftardı. Bu durum Os­manlı toprakları­nı tehdit etmekteydi. Nitekim 1511'de Şah İsmail'in halifele­rinden Şahkulu'nun Türk­menlerle başlattığı isyan zor­lukla bastırılabilmiştir.

Tufan Gündüz, Çaldıran Savaşı'nı karşılıklı bir mezhep mücadelesinden çok, Safeviler tarafından ortadan kaldırılan Akkoyunlu Devleti'nin toprak­larına hakim olma mücadelesi, hatta Safeviler'in İpek Yolu'ndan Anadolu'ya mal akışı­nı durdurmalarının bir neticesi olarak görmenin daha doğru olduğunu belirtmektedir.

Doğu Anadolu'nun çetin coğrafi şartlarında Yavuz'un sert tedbirleriyle ilerleyen Os­manlı kuvvetleri, Çaldıran'da 23 Ağustos 1514'te karşılaş­tıkları Safevileri ateşli silahla­rıyla büyük bir mağlubiyete uğrattılar. Osmanlı, kısa süre­de Tebriz ve Azerbaycan'ı ele geçirdi. Şah İsmail eşini ve ha­zinesini bırakarak kaçtı. Ya­vuz kışı Karabağ'da geçirip baharda tekrar hareket ede­rek bütün İran'ı ele geçirmek niyetindeydi. Ancak gerek ta­biat şartları, gerekse Safeviler tarafından yıpratılan Osman­lı askerleri yeni bir seferi ka­bul etmediler ve ayaklanarak padişahı dönmeye mecbur et­tiler.

 4 - Anadolu'da Türkmen katliamı oldu mu?

Yavuz'un İran seferi sı­rasında Anadolu'da Şah İsmail'i destekle­yen 40 bin Türkmeni öldürt­tüğü söylenir. Ancak bu bilgi devrin kaynaklarından sadece îdris-i Bitlisi'nin Selim Şahnâmesi'nde yer almaktadır. Ya­vuz döneminde yazılmış diğer tarih kitaplarında, Türkmen­lere yönelik böyle büyük çaplı bir katliama ilişkin bir bilgi bulunmamaktadır.

Yavuz'un bazı Türkmen aşiretlerini sürgüne gönderdiği, bazı Türkmenlerin ise takibata uğratılıp öldürüldükleri anla­şılmaktadır. Ancak sözü edilen 40 bin rakamında bir nüfusun  katliamının söz konusu olma­dığı anlaşılmaktadır.

16. Yüzyıl başlarında Anadolu'da Sivas, Tokat gibi kentlerin nüfusunun 3-4 bin kişiden oluştuğu dikkate alın­dığında, 40 bin rakamının 10-15 kentin tamamen yok edilmesi anlamına geldiği or­tadadır.

Yavuz'un Safevilerle mü­cadelesi üzerine geniş araştır­malarda bulunan Jean-Louis Bacque Grammont, "Padişa­hın o tarihte 40 bin kişiyi kı­lıçtan geçirttiği iddiasını doğ­rulayacak hiçbir kanıtın bu­lunmadığını" belirtir.

Yine Türkmenler üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Tufan Gündüz, o dönemde bir köyün nüfusunun 10-50 haneden oluştuğunu hesaba katarak, 40 bin kişinin öldü­rülmesinin, bin ya da 2 bin köyün yok edilmesi demek olacağını belirtip Anadolu'da o tarihte bu kadar büyük bir nüfus eksilmesi olmadığını, Osmanlı vergi sayımlarında böyle bir durumun görülme­diğini söyler.

 5 - Mısır ve Suriye nasıl fethedildi?

Memlûkler, Cidde'ye çıkan ve Mekke ile Medine'yi tehdit eden Portekizlileri durduramıyorlardı. Hindistan'dan gelen mallar da Portekizliler nede­niyle azalmıştı. Bu durum da Mısır'ın zenginliğinin sona er­mesi demekti. Bu yüzden Memlûkler, Fatih ve II. Bayezid'in ilk yıllarında Osmanlı ile ilişkilerini düzeltmişler ve II. Bayezid'in hükümdarlığı­nın sonlarına doğru, Portekiz­lilere karşı Osmanlı Donanması'nın yardımını almışlardı.

Yavuz'un ilk yıllarında da iki devletin ilişkileri iyi du­rumdaydı. Ancak Memlûklerin Çaldıran Savaşı'ndan son­ra Safevilerle antlaşma yap­ması ilişkilerin bozulmasına neden oldu. Osmanlı'nın, Maraş ve civarında hüküm süren Dulkadirli Beyliği'ni ortadan kaldırması, durumu daha da gerginleştirdi. Mem­lûk Hükümdarı Kansu Gavri'nin Dulkadirli Beyliği'nin, son beyi Alaüddevle Bey'in oğluna verilmesini istemesi ve İran üzerine yürüyen Osman­lı ordusuna karşı harekete geçmesi, Yavuz'un hedefini değiştirdi.

24 Ağustos 1517'de Halep yakınlarında Mercidabık'ta meydana gelen savaşta hiç bir varlık gösteremeyip hüküm­darlarını kaybeden Memlûk ordusu, büyük bir yenilgiye uğradı ve Suriye Osmanlı'nın eline geçti.

Yavuz, Mısır'da hüküm­dar seçilen Tumanbay'a, Os­manlı'ya tabi olup vergi ver­mek şartı ile Gazze'den itiba­ren Mısır'ı ona bırakmayı teklif etmişse de bu isteği ka­bul görmemiştir: Memlûkler, Yavuz'un çölü aşmaya cesa­ret edemeyeceğini düşünü­yorlardı. Ancak yağan yağ­murların da yardımıyla Os­manlı ordusu Sina Çölü'nü geçti ve Kahire'nin kuzey do­ğusundaki Reydaniyye sahra­sında, 22 Ocak 1517'dekı sa­vaşta Memlûk kuvvetlerini bir kez daha mağlup etti. Ama Tumanbay pes etmedi ve Kahire'de sokak savaşla­rıyla Osmanlı'ya karşı koy­maya çalıştı.

Suriye ve Mısır'ın ele geçi­rilmesiyle Osmanlılar Hindis­tan ticaret yollarının önemli bir kısmına hakim oldular.

Selimname'den bir minyatür: Çaldıran Savaşı'nda iki ordu karşı karşıya (solda). Yavuz Sultan Selim'in Topkapı Sarayı Müzesi'nde yer alan 'kulağı inci küpeli' yağlı boya tablosu. Yavuz'un giysilerini süsleyen ziynet eşyaları, tablonun oldukça yakın bir tarihte yapıldığının işaretidir (altta).

Sayfa resimleri aynı başlıkla: http://onsoruda.blogspot.com

 6 - Dulkadirli Beyliği' nin önemi nedir?

Yavuz'un İran, Suriye ve Mısır fetihleri, onun dönemi anlatılırken en fazla üzerinde durulan ve dikkat çekilen konulardır. Ancak bu dönemde, 12 Haziran 1515'deki Turnadağı Savaşı'ndan sonra ele geçirilen Dulkadirli Beyliği üzerinde fazla durulmaz.

Dulkadirli Beyliği'ni yıkan Osmanlı, Çukurova'nın dene­timini eline geçirmiş ve Mem­lûk Devleti ile aralarında tam­pon olan bu beyliğin ortadan kalkması sonucu Suriye ve Mısır yolu açılmıştır.

Dulkadirliler Anadolu'da­ki en önemli Türkmen beylik­lerinden birisiydi. Maraş, Ka­dirli, Urfa, Birecik, Kırşehir, Yozgat, Kayseri ve civar böl­geler Dulkadirli Türkmenleri­nin yaşadığı sahalardı ve bu­ralarda, büyük oranda Türk­men aşiretleri bulunmaktaydı.

Anadolu'daki Türk nüfu­sun yüzde 5'inden daha faz­lasını, Dulkadir Türkmenleri oluşturmaktaydı. Bugün İç Anadolu, Güneydoğu Ana­dolu ve Doğu Akdeniz bölge­lerinde yaşayan Türklerin önemli bir kısmı, Dulkadirli Türkmenlerinin soyundan gelir.

 7 – Yavuz Halifeliği devraldı mı?

Mısır fethedildikten sonra Memlûk hi­mayesinde olan son Abbasi Halifesi III. Müte­vekkil Alellah İstanbul'a gön­derilmişti. Bu dönemden daha sonraki tarihlerde kaleme alınmış bazı kitaplar, hüküm­darın İstanbul'a dönmesinden sonra III. Mütevekkil'in Ayasofya Camii'nde yapılan bir törenle hilafet kılıcını Yavuz'a kuşatarak unvanını ona dev­rettiğini belirtirler.

Ancak Yavuz dönemine ait tarih kitaplarında halifeli­ğin bu şekilde devredildiğine dair bir kayıt bulunmamak­tadır. Bu rivayet, İmparator­luk 18. Yüzyıl'da askeri açı­dan zayıf düştüğü sırada ortaya çıkmıştır. Eski gücünü yitiren Osmanlı imparatorlu­ğu, Halifeliğin manevi nüfu­zunu kullanmaya çalışırken; bu rivayetin geriye dönük olarak ortaya çıkarıldığı id­dia edilmektedir.

Osmanlı 'Halife' unvanını Mısır'ın fethinden önce kul­lanmıştır. İslam dünyasının en kuvvetli devleti olan ve Hıristiyanlarla savaşın öncüsü sa­yılan imparatorluk, bu hakkı kendinde görüyordu.  I.Murad'dan itibaren Os­manlı padişahları, 'Halife' un­vanını yazışmalarında kullan­mışlardır.

 8 - Yavuz'un hangi sadrazamı sağ kaldı?

I.Selim'in 8 yılık hüküm­darlığında 6 sadrazamı olmuştur. Bunlardan iki kez görev yapan Hersekzade Ahmed Paşa, ikinci defa azlinden sonra eceliyle ölmüş­tür. Hersekzade Ahmed Paşa'nın birinci azli, ilginç bir biçimde olmuştur. Veziriaza­ma kızan padişah onu azletti­ğini çadırını başına yıkarak göstermiştir.

Sinan Paşa, Mısır'ın fethi sırasında Reydaniyye'de şehit olmuş, son veziriazamı Piri Mehmed Paşa'nın haricindeki üçü ise idam edilmiştir. İlk ve­ziriazamı olan Koca Mustafa Paşa ise şehzade Ahmed taraf­tarıydı ve ona karşı yapılacak hareketlerde çeşitli bilgileri şehzadeye bildirmiştir. Bunu öğrenen Yavuz, divan toplan­tısına giren vezirlere hilatlar giydirtirken, veziriazama ise siyah hilat giydirtmiştir. Bu paşanın ölüm emriydi ve cel­latlar veziriazamı boğarak öl­dürmüşlerdir. İdam ettirdiği ikinci veziriazam olan Dukaginoğlu Ahmed Paşa'yi Çaldı­ran dönüşünde meydana ge­len yeniçeri ayaklanmasında rol oynadığı için öldürtmüş­tür. Veziriazamlığının yanı sı­ra Mısır valiliğine getirilen Yunus Paşa ise orada yaptığı yolsuzluklar nedeniyle idam edilmiştir.

Max Fruchtermann kartpostalları dizisinden (Koçbank Yayınları) Çaldıran Savaşı (üstte). Yavuz Sultan Selim'i avlanırken tasvir eden bir minyatür (altta).

Sayfa resimleri aynı başlıkla: http://onsoruda.blogspot.com

 Tek Türk veziriazamı olan Piri Mehmed Paşa, seleflerinin durumuna düşme ihtimali bü­yük olduğundan bir gün Ya­vuz'a "Kendisini ne zaman öl­dürteceğini" sormuş, Yavuz da bu soruya şakayla karışık, 'Yerine uygun birisini bula­madığını, bulduğu gün öldür­teceğini' söylemiş. Piri Meh­med Paşa, I. Selim'in ölümün­den sonra Kanuni'ye de veziriazamlık yapmıştır. Yavuz bir sıra, 6 ay kadar veziriazam dahi atamamış; devleti doğru­dan kendisi idare etmiştir.

 9 - Yavuz Selim nasıl öldü?

Yavuz   ömrünün   son günlerinde Edirne'ye gider. Buraya gitme­den önce sırtında çıkan 'şir­pençe' isimli bir çıbandan ra­hatsızdır. Bu çıbanı hamamda sıktırıp, ovdurtması ve ardın­dan Edirne'ye at sırtında git­meye çalışması, hastalığını iyi­ce artırır. Padişahın hastalığı­nın artması nedeniyle Çorlu yakınlarında babasıyla savaş­tığı yerde durulmuş ve bura­da 40 gün kalınmıştı. Ya­vuz'un hastalığı günden gü­ne ağırlaşmış ve 21 Eylül 1520'yi 22 Eylül'e bağla­yan gece vefat etmiştir.

Bir tek oğlu olmasına rağmen ölümü, karışıklık çıkmaması düşüncesiyle, ön­ceki padişahlarda olduğu gibi saklanmıştır.

 10 - Kanuni'ye nasıl bir miras "bıraktı?

Osmanlı  padişahları içerisinde en şanslı olarak tahta çıkan kişi, Kanuni Sultan Süley­man'dır.

Tek erkek çocuk olduğu için kardeşleriyle mücadele et­mek zorunda kalmadan, ba­basının kısa sürede oldukça kuvvetlendirip zenginleştirdiği Avrupa'nın en büyük devleti­nin başına geçmiştir.

Kanuni tahta çıktığında Osmanlı İmparatorluğu arazi, nüfus ve bütçe açısından Av-rupa'daki devletlerin her bi­rinden daha büyüktü.

1525/26 yılı Osmanlı bütçesinde, devletin gelirleri 9.5 milyon duka altınıdır. Ay­nı yıl İspanya'nın gelirleri 9 milyon, Fransa'nınki 5 mil­yon, Venedik'in ise 4 milyon altındı.

I. Selim, ömrünün son yıl­larında tersaneleri genişletip sayılarını da artırarak Os­manlı deniz kuvvetlerini güç­lendirmişti. Bunun nedeni, Avrupalılarla yapılan mü­cadelenin   sadece   kara kuvvetleriyle başarılamayacağını idrak etmesindendi.

Yavuz'un denizcilik sahasında yaptığı hazır­lıklar, Kanuni devrinde denizlerde Avrupalı dev­letlere karşı kazanılan ba­şarıların alt yapısını hazırla­mıştır.

Batı kaynaklı bir gravürde Memlûk savaşçısı (sağ sayfada, üstte). Topkapı Sarayı Müzesi'nde yer alan Kapıdağ Serisi'nden bir Yavuz minyatürü (sağ sayfada, altta).

Sayfa resimleri aynı başlıkla: http://onsoruda.blogspot.com

   Selahattin Tansel, Yavuz Sultan Selim, Ankara 1969

  Jean-Louis Bacque Grammont, "XVI. Yüzyılın İlk Yarısında Osmanlılar ve Safeviler", Prof. Dr. Bekir Kütükoğlu'na Armağan, İstanbul, s. 205-220

  Tufan Gündüz, "Efsaneden Gerçeğe Hacı Bektaş", Virgül, Mayıs 1999, s. 17-19

  Tufan Gündüz, Anadolu'da Türkmen Aşiretleri, Bozuluş

  Türkmenleri 1540-1640, Ankara 1997

  Çağatay Uluçay, "Yavuz Sultan Selim Nasıl Padişah Oldu ?", Tarih Dergisi, sayı 6-8

  Şehabettin Tekindağ, "II. Bayezit'in Ölümü Meselesi", Tarih Dergisi, sayı 24 (İstanbul 1970), s. 1-16

  Mustafa Cezar vd., Mufassal Osmanlı Tarihi, II, İstanbul 1958

  Richard Kreutel, Hanivvaldanus Anonimi'ne Göre Sultan Bayezid-i Veli (1481-1512), çev. Necdet Öztürk, İstanbul 1997

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !